Ana Sayfa MUGHAL DÖNEMİ Mughal mimarisi ve peyzajı

Mughal mimarisi ve peyzajı

yazan : Zafer Bozkaya

Hindistan’da büyük bir imparatorluk kuran Babürler, ülkeyi yönetirken kendi mimari tarzlarını da getirdiler ve burada önemli eserler bıraktılar. Mughal mimarisi ve peyzajı tarzları Semerkand mimarisi ile İran mimarisinin bir karışımı gibiydi. Yaptıkları eserlerde sadece dış görünüşü ve ihtişamı değil yerel coğrafyaya uyumu ve iklim koşullarını da dikkate aldılar.

1526 yılının Nisan ayında Babür’ün orduları Kuzey Hindistan’da Panipat yakınlarında Lodi Hanedanı’nın ordusunu yendi, Delhi ve Agra’yı fethetti. Yılın o döneminde Kuzey Hindistan, Rajastan çölünden esen tozlu ve kavurucu sıcakların altında cayır cayır yanıyordu. Babür Şah, fethettiği toprakların aşırı sıcağından hiç hazzetmedi ve günlüğüne şu notu düştü.

“Bizi Hindistan’da üç şey çok rahatsız etti. Aşırı sıcak, vahşi rüzgârlar, ve toz.” 

Ülkenin sıcağından olumsuz etkilenen ve Babür’ün en iyi komutanlarından birisi olan Khwaja Kalan ise şöyle demişti.

“Sind’i geçtikten sonra güvenli ve makul bir yer bulursam…

And olsun, Hind’e dönüp bakarsam.”

Babür’ün bu sözlere cevabı burada kalmaya karar verdiğini açıklamaktaydı. 

“Babür! Kadir’i mutlak Tanrı’nın sana bahşettiği nimetlere şükret. Sind ve Hind ve de uçsuz bucaksız topraklar. Eğer, Hindistan’ın sıcakları sana dağların serinliğini özlettiyse Gazze şehrinin dondurucu buzunu ve soğuğunu hatırla.”

Babür’ün Panipat Savaşı

Hindistan’da kalmaya karar veren sultan, ülkenin doğal şartlarını kendi yaşam biçimine uydurmak için uğraştı. Lodi hanedanının başkenti olan Agra’nın insafsız çevre şartları ile ihmal edilmiş olan yerler zamanla nehir kenarındaki bahçelere ve hoş mekanlara dönüştü.

Babür Şah, her yere geniş bahçeli saraylar yapmaya başladı. Kuru rüzgarlardan ve yabancı gözlerden korunmak amacıyla yapılmış yüksek duvarlarla çevrili sarayların ve köşklerin içleri büyük bir zevkle donatıldı. Babür Şah, bu saraylara su kuyuları açtırdı. Kraliyet ailesinin diğer üyelerini de Yamuna nehri kıyısında büyük bahçeli mekanlar yapmaya teşvik etti. Tüm peyzaj; yeşilliklerle, su kanallarıyla, geniş boyutlu ve gölgeli ağaçlarla, havuzlarla, hamamlarla ve gezi köşkleri ile donatıldı.

Babür’ün dillere destan Cahar Bağları (Dört Bahçe), Tac Mahal’i gören bir alanda düzenlendi. Bir çok Mughal minyatürü Babür Şah’ı bahçesinde yapılan işleri denetlerken veya teraslardan birinde bir gölgeliğin altında dinlenirken tasvir eder. Bu bahçeler, günümüzde epeyce tahrip olmuş durumdadır. Ancak, yönlendirilmiş nehir suyunun kanallarla, su yollarıyla ve bitkilendirmeyle sıcak ve kuru bir iklimi nasıl değiştirebildiğini göstermesi açısından ilginçtir. 

Cahar Bagh

Sıcağın olumsuz etkilerini gidermek amacıyla üç katlı evlerde teraslı sarnıçlar yapıldı. Babür’ün kendi güncesinde kaydettiği üzere Agra kalesindeki konut ve mekanlarda “Su seviyesi, en düşük durumdayken zemin katın bir kat altında olurdu, yağmur mevsiminde su yükseldiğinde ise su, en üst kata kadar ulaşabilirdi.” Bu sistem Tuğluk Hanedanlığı zamanında da iyi bilinmekteydi. Firuz Şah da Kotla’daki sarayında yaz aylarında serinlemek amacıyla buna benzer üç katlı bir su sistemi inşa ettirmişti. Ayrıca yer altındaki su tünelleri kaledeki konutları da bu sisteme bağlamaktaydı.

Genelde bahçe projeleriyle pek ilgilenmeyen Ekber Şah bile, Fetihpur Sikri’de büyük bir sarnıç yaptırmıştı. Kavurucu havanın suyla serinletildiği ve küçük toplantılar yapmak için ideal olan bu havuz, merkezi platforma dört ayrı köprüyle ulaşan bir su kanalına sahipti. Ekber’in döneminde Narnaul, ve Etmadpur’da da etrafı kanallar ve havuzlarla çevrili bir çok su sarayı inşa edilmişti.

Fetihpur Sikri’deki Sarnıç

Şah Cihan da Agra Kalesi’nde sarayına yakın bir konumda Anguri Bahçelerini inşa ettirmişti. Bu bahçede yer alan mermer havuz, birbirini kesen küçük su yollarıyla bölünmüş Dört Bahçesi ve şırıltılarıyla insanı dinlendiren çeşmeleriyle sultanlığa yakışır nitelikte bir atmosfer yaratmıştı. 

Anguri Bagh – Agra Kalesi

Hint-Türk Sultanları, bina içlerinde kapalı kalmaktan haz etmiyorlardı. Delhi kalesindeki iki bahçe olan Mehtap Bağı ve Hayat Bakhş haremin kadınlarına ayrılmıştı. Agra, Delhi ve Keşmir’deki tüm Mughal bahçelerinde Cennet Bahçesi havası yaratmak için su kanallarının üzerine yapılan küçük pavyonlar bulunurdu. Babür, Cihangir ve Şah Cihan’ın anılarına, çeşitli seyahatnamelere, tarihsel verilere ve çeşitli minyatürlere bakılırsa  saraylarda devasa şamiyanlar (gölgelik) bulunmaktadır. Bu gölgeliklerdeki yüksek oturma platformları genellikle göz kamaştırıcı halılarla ve aşırı sıcak ve yakıcı güneşten korunmak amacıyla rengarenk tentelerle donatılmış olurdu. 

Tanınmış tarihçi Perceval bu konuda şunları söylüyor: “Babür ve beyleri steplerden ve doğanın bağrından gelmişlerdi. Yaşamlarının çoğunu sürekli hareket halinde, dolaşarak, savaşarak ve kıl çadırlarda geçiren Şah, çadırlara saraylardan olduğundan daha çok alışıktı. Bu gelenekler Mughal’lerin (Türklerin) Hindistan’a getirdikleri yenilikler arasındaydı.”

Su yolu – Red Fort – Delhi

İlkel olmasına karşın serin mekanlar elde etmenin bir yolu da çatıya toprak sermek ve hatta orada bitki yetişmesine izin vermekti. Büyük mimar Le Corbusiere bile Mughal’lerin bu soğutma tekniklerinden yararlanma yolunu seçmişti. Tüm Mughal yapı ve sarayları sıcaktan korunma amaçlı bodrum katlarına veya odalara sahipti. Agra kalesinde “Taş Han” olarak bilinen bodrum odaları bugün bile varlıklarını korumaktadır.

Mughal mimarisinin özelliklerinden birisi de sadece sütunlar üzerinde yükselen ve etrafı tamamen açık bırakılmış çok katlı yapılar yapmaktı. Yukarı katlara çıkıldıkça kullanım alanı azalan bu binalar, serinleme ve manzara seyretme amaçlarına hizmet etmekteydi. Ekber Şah’ın Fetihpur Sikri’de yaptırdığı Panch Mahal, Timur’un Semerkand’daki Çihil Sütun örneğine göre inşa edilmişti ve sadece haremdeki kadınların kullanımına açıktı. Agra, Allahabad ve Delhi kalelerinde surların üzerinde çıkmalı olarak yapılan altıgen pavyonlar, Mughal mimarisinin tipik dinlence amaçlı yapılarıdır. Önceleri Nur Cihan ve Cihangir tarafından ve sonradan Mümtaz Mahal ve Şah Cihan tarafından çok sevilen Agra kalesindeki Müsemmen Burç, Yamuna Nehri’ne bakan pavyonlar arasında en estetik biçimde inşa edilmiş yapıydı. Allahabad kalesindeki buna benzer bir pavyon ise tahrip edilmiş olduğundan günümüzde ancak ressam Daniel’in renkli tablosunda görülebilmektedir.

Panch Mahal – Fetihpur Sikri

Mughal mimarisinin bir diğer önemli özelliği pencereleri kapatmak için kullanılan ahşap jaluzilerdir. Temiz havanın içeriye girmesini sağlayan ama sıcak havayı ve tozu içeriye sokmayan özellikleriyle ve sanat eseri olarak nitelenebilecek kadar olağanüstü güzellikleriyle jaluziler özellikle kadınların belirli bölümlerde daha rahat yaşamalarını sağlayan mimari unsurlardı. 

Suyun kullanımı konusunda dahiyane fikirler geliştiren Mughaller suyu sadece bahçelerde değil, aynı zamanda saray içlerinde süslü çeşmeler ve havuzlar da yapmışlardır. Delhi’deki Müsemmen Burç ve Rang Mahalde yer alan çeşmeler ve mermer havuzlar mimari açıdan benzersizdir. Rang Mahalde yer alan mermer çeşme, Lotus Çiçeği formunda inşa edilmiştir. Ali Merdan Han’ın Nehr-i Behişt (Cennet Irmağı) adı verilen su yolu, Chandni Kemeri boyunca Kırmızı Kale’ye kadar geçtiği her yeri serinletmiş ve gizlenmiş kanallarla saray dairelerine kadar su taşımıştır. 

Rang Mahal – Red Fort

François Bernier, Mughal mimarisinin bu önemli özelliğini fark edenlerden birisiydi. “Sarayda kapısına kadar su gelmeyen hiçbir oda yoktu. Hoş yürüyüş alanları, gölgeli ağaçlar, çeşme ve havuzlar, fıskiyeler, günün sıcağına karşı serin iç mekanlar, sıcak gecelerde rahat uyuyabilmek için havadar ve yüksek esintili teraslar, diğer bir deyişle daha önce sıcak olarak bilinen her şeyi serinleten bir alem yaratılmıştı.” diye yazdı.

Sıcak ve soğuk su kanallarına ve çeşmelere sahip son derece kullanışlı mekanlar olan gusülhane ve hamam da gösterişli süslemeler ile bezenmişti. Su, yaşam iksiri olarak değerlendirilen bir şeydi.

babur mimari
Babür Şah bahçede

Mughal’lerin doğayla iç içe yaşama üslubu onları mimaride sıra dışı şeyler yapmaya zorladı. Cihangir tarafından Mandu vadisinin şahane manzarasına hakim bir mevkide yaptırılan Nilkanth Sarayı insanı kendisine hayran bırakan bir mimariye sahipti. Nur Cihan ve Cihangir’in Mandu’da iken kaldığı saray da doğal serinlemeyi sağlayan havuzlar ve çeşmelerle donatılmıştı. Yazlar adeta sıcağın farkına varılmadan geçmekteydi. Ajmer’de yer alan mermer köşklerden Ana Sagar ve Nur Çeşmesi kavurucu sıcaklara meydan okuyan mükemmel nitelikli yapılardı.

Nilkant Sarayı havuzu / Mandu

Related Articles

Yorum Bırakın